Ve Almanlar kupayı aldı

Germany-Soccer-World-Cup-Germany-National-Football-Team

Şimdi bekle bir dört sene daha, elemeler vs otur televizyonun başına reklamların geçmesini bekle sonra maçları izle falan bunlar uzun iş. Bunlar uzun iş diyorum ama şıp diye geçiyor koskoca dünya kupaları, oysa 2002 dünya kupası neydi be ? Efsane kadromuz vardı bizim, ilhan Mansız, Ergün Penbe, Nihat Kahveci, Hakan Şükür ve diğerleri. Bu kadronun ardından gelen dünya üçüncülüğünü gerçekten hak etmiştik. Şenol Güneş, bir güneş gibi parlamıştı o yıl. Allah razı olsun Şenol reyizden.

Gelelim 2014 Dünya kupasına ve Alamanya’ya ;

Ben Dünya kupasında genelde avrupa takımlarını tutmuyorum, afrika takımlarını veya latin amerika takımlarını tutuyorum çünkü avrupa zaten futbolun beşiği olan bir yer. Oysa afrika ve latin ülkeleri fakir ülkeler kalkınmaya ihtiyaçları var. Almanya gercekten güzel bir futbol sergiledi. Kupayı hak etti. Müller şerefsizinden her ne kadar gıcık alsam da Alamanya kupayı hak etmiştir o kadar. Son maç Arjantini destekledim ama Almanya’yı can’ı gönülden tebrik ediyorum. Gelecek 2018 dünya kupasında görüşmek üzere…

 

futbol içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

2014 Brezilya dünya kupası

brezilya2014-640

Dünya kupası biraz hızlı geçiyor sanki, ne ara geldin ne ara gidiyon yeğenim ? diye sorarlar adama. Yoksa zaman mı hızlandı amk ?  Oğlum, amcanıza mahalleden bir tardis getirin de eski maçları doya doya izlesin adamcağız diye yalvaracağız artık. Ama devir öyle değil işte, teknoloji gelişti ve delirdi. Youtube’a önemli pozisyon yükleme yarışından tut da nelere götürür bizi teknoloji. Korkarım ki Spiker dediğimiz tiz sesli yaratıklar tweet atarak maç anlatacaklar yakında. Neyse biraz daha futbola gelirsek işte bu dünya kupası eskiler gibi değil. O sıkıcı sohbetlerin arasında söylenen bir laf vardır ; bu sene meyvelerin tadı kaçtı. Televizyonda da Ivır Zıvır işler döndü. TRT’nin kalitesizliği midir anlamadım, ben bu dünya kupasına ısınamadım. 2010′da yine biraz dünya kupası moduna girmiştim ama bu sene hiç öyle bir şey olmadı. Genellikle zevk almadım izlediğim maçlardan. İstisnalar oldu tabii, mesela geçen gün oynanan Brezilya-Almanya maçı neydi öyle ? Almanya, Brezilya’ya tecavüz etti. bu görsel şölen gayet iyiydi. :) 

Adamların stadyumları falan güzeldi bak, trt iğrenc gösteriyordu o ayrı mesele. Ses ayrı geliyor görüntü ayrı geliyor. Ellerine yüzlerine bulaştırmışlar işi. İyi reklam sunamadı trt, daha güzel sunabilirdi. Bu Dünya kupasında Vuvuzela denen o yarak kürek nesne olmadığı için Allah’a bir kez daha şükrettim. O vuvuzelayı icad edenin gelmişini geçmişini sikiyim. O boktan zurna güzelim maçların içine ediyordu.

Bizim Dünya kupasına gidemememiz millete dert ve ders olsun. Öncelikle milli takım oturup ağlamalı amk. Böyle rezalet olabilir mi ? Bizim 4 tane gol attığımız adamlar gitti, biz yerimizde kaldık. Ahh 2002 vahh 2002. şu 2002 başarısı olmasa var ya konuşacak bir şeyimiz yok. Haa bir de euro 2008 var di mi ? Bak yine sinirlendim bizimkilere, neyse geçelim bu konuyu. Yarın akşam Arjantin ve Almanya arasında final maçı oynanacak. Ben Arjantin’ i tutuyorum. Latin Amerika takımları her zaman favorimdir. Dünya kupalarını avrupa ülkelerinin almasını istemiyorum zaten futbol dediğimiz olay ingilterede yani avrupada doğdu. Avrupa zaten iyi bu futbol konusunda. Onun yerine bir afrika takımının Dünya kupasını almasını çok isterim. Bu sefer de Messi’li Arjantin kupayı almalı :) Haydi Selametle! 

 

futbol içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Geleneksel İsrail katliamları vol. 187236

 

gaza-airstrike-2009-001

                                    Geleneksel İsrail katliamlarına hepiniz hoşgeldiniz! 

Sayın seyirciler, lütfen yerlerinizi alınız ve yıllardır yapılan bu katliamın 2014 bölümünü sessizce izleyiniz. İsterseniz BBC, CNN, Al Jazeera gibi aşırı tarafsız uluslararası medya kuruluşları size bu katliamı görsel olarak anlatacaklar. İnsanlığın yok olduğu şu günlerde ben de bu olaylar hakkında bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim. Dinlemek isterseniz buyrun ; 

özet halinde işin olay boyutu :

Gelenekselleşmiş İsrail katliamları bu sene de tam zamanında başladı. Bu sene olayların başlangıcı uluslararası alanda west bank olarak bilinen Batı Şeria’da 3 israilli gencin kaçırılıp öldürülmesiyle filizlendi. Daha sonra İsrailliler tarafından 2 temmuzda kudüste Filistinli bir gencin yakılarak öldürülmesiyle iş çığrından çıktı. Ortada, tek bir vatandaşı için tüm ordusunu seferber edebilecek güçte bir devlet var. 3 kişinin öldürülmesi İsrail için basit bir mesele değil. Hamas ve El-fetih’in birleşme kararı İsrail’in bölgedeki siyasetini biraz değiştirdi diyebiliriz. (Bu arada bahsedeyim. El- Fetih sscb destekli bir oluşumdu önceleri. Şimdi durumu nedir bilemem.) Önceleri Hamas ve El-Fetih arasındaki çatışmalar İsrailin yararınaydı, artık öyle değil. Ortada bir güçler birliği söz konusu. İslamcı örgütlerin birleşmesinden oldukça korkmuşlar ki artık daha şiddetli operasyonlardan bahsediyorlar. Hamas, İsrail’e durmadan füze atıyor. İsrailin savunma sistemi dünyanın en iyilerinden olduğu için hamas’ın füzeleri hiçbir etki gösteremiyor. İron dome dedikleri demir kubbe sayesinde İsrail hava sahasına giren füzeler anında israil savunma sistemleri tarafından yok ediliyor. Hamasın 2013′te 10 bin küsür füze attığı söyleniyor. bu rakam biraz korkutucu. Öbür tarafta İsrailin filistine tek bir tane attığı füze en az 20-30 kişiyi öldürme gücüne sahip.  

İsrailde yaşayan herkes ölsün veya bütün yahudiler kötüdür gibi bir düşüncem yok. Şu sıralar sosyal medyada tekrar yükselen hitler hayranlığı yanlış ve temellendirilmemiş düşüncenin ürünüdür, başka bir şey değil. Savaş kötü bir şey. Misal, İsrail halkının hatırı sayılır bir kısmı savaş olsun istemiyor. Bugüne kadar İsrail’ de on binlerce insan savaş karşıtı eylemlere katıldı. Son olaylarla Gazze’ de yaşanan insanlık dramına sessiz kalamayan insanlık, dünyanın farklı yerlerinde protestolara başladı bile. Bizim gavur dediğimiz o insanlar meydanlara iniyor savaşı durdurun, özgür filistin sloganları atıyorsa biz müslümanlara daha fazla görev düşüyor. Dünya halklarına sesimizi duyurabildiğimiz kadar duyurmalıyız. Unutulmamalıdır ki ; Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır. Haydi Selametle! 

siyaset içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Kadıköy gezmesi

20140605_142348

Kadıköy güzel bir ilçe her haliyle de ilginç. insanları da güzel(hepsi değil tabii ki) Literatürde Kadıköylülük diye bir şey var. Kadıköy, özgürlük, kültür, estetik ve sanattır. kadıköy, ruhuna uyan her bireyi kabul eder ve ağırlar. yeter ki, başkalarının da kadıköyüne ve kadıköylülüğüne saygı gösterilsin.

20140604_181804

Kadıköy sınırları içinde herkes özgürdür. Konuyu tabi yanlış anlamamak gerekiyor. Mesele sadece özgürce bira içebilmek değil, her anlamda özgürlük. saygı duymak ve kendine saygı duyulmasını beklemek en doğal hakkı insanın. Özgür düşüncenin cereyan etmesine müsaade edilmesi kadıköyü diğer ilçelerden farklı kılıyor. Devletin müsaade etmediğini söyleyeyim burada bahsettiğim o bölgede yaşayan halkın verdiği izin. Her halükarda İnsanları rahatsız etmemek. medeniyetten nasibini almış bir birey gibi davranmak gerekiyor.

20140605_141943

Bu kadar sosyoloji tespitten sonra biraz da Kadıköy’den ve kadıköyün tarihinden bahsedelim. tarihçesi ;

İlçenin eski adı olan Kalkedonya’nın körlerin yeri anlamına geldiği sanılmaktadır. İstanbul’un kuruluşuyla ilgili mitte bu isim yer almaktadır. Yer değiştiren bir kavim yeni yerleşimlerine nasıl ulaşacaklarını öğrenmek için bir kahine danışır. Kahin kavimdekilere körlerin ülkesinin karşısına yerleşmelerini söyler. Bu günkü İstanbul’a ulaşan kavim bulundukları taraf boş iken karşı kıyıda bir yerleşim olduğunu farkeder. Bulundukları yerin avantaj ve güzelliklerini farkedemeyen karşı kıyıdaki insanların ancak kör olabileceklerini iddia edip İstanbul’a yerleşirler. Böylece bugünkü Kadıköy yöresindeki yerleşim körlerin yeri anlamındaki Kalkedon adını alır. İstanbul’un fethinden sonra Kalkedonya’nın yönetimi, II. Mehmed tarafından İstanbul kadısı Hızır Bey’e verildiği için, yerleşmenin Kadıköyü adını aldığı sanılmaktadır.

20140527_084938

Eminönünden vapura bindiğinizde ineceğiniz yerin adı rıhtım. Rıhtımdan yukarıya doğru yürüdüğünüz zaman karşınıza söğütlüçeşme caddesi çıkıyor. caddenin sonunda meşhur boğa heykeli var. Boğa, kadıköyün simgesi haline gelmiş. Çeşitli gösterilerin merkezi ve insanların buluşma noktası. Boğa heykelinden yukarı doğru kuşdili caddesinden moda ve bahariye semtlerine gidiliyor.

20140604_170004

Benim kadıköyde en çok sevdiğim mekan moda. Modanın ayrı bir havası var. Çay bahçeleri ve sakinliğiyle insana huzur veriyor. Haftasonları gidilmesini pek tavsiye etmiyorum. Çok kalabalık oluyor. Haftaiçi gitmenizi öneririm, sakin olur. Hem arabanızı park edecek yer de bulabilirsiniz. Oturup bir şeyler içmek, gazete okumak ve sohbet etmek için moda aile çay bahçesi en uygun mekan. Yeşilliklerin içinde gayet güzel ve ferah bir yer.

20140604_160543

Kadıköy’de kediler iyi besleniyor. Halk bu konuda gerçekten duyarlı. genellikle evlerin önünde mama ve su kapları oluyor. Özellikle şu sıcak yaz günlerinde hayvanların aç susuz kalmaması gerçekten önemli. Halk çok bilinçli.

20140604_170556

Üstteki fotoğraftaki kedicikler çok tatlıydı. Turuncu olan kendini pek sevdirmese de beyaz olan çok cana yakındı, kendini sevdirdi. Gayet sağlıklıydılar, iyi beslendikleri belli.

20140604_170422

20140604_170142

Moda yeşil bir semt, ağaçları kesmemişler. Sokakları tertemiz. En büyük eksik bir kapalı otopark, sokaklar araba dolu. Modaya aracınızla gelmenizi tavsiye etmem, park edecek yer bulamazsınız. Moda’da bir tane perili köşk keşfettim, belki de normal bir evdir. anlamadım. fotosu ahanda burda ;

20140604_170434

Moda aile çay bahçesi oturup dinlenmek için gayet uygun bir yer. Aile olmanıza gerek yok. Gidin rahat rahat oturun :) Şu sıcak günlerde orası serin oluyor. denize karşı çayınızı, kahvenizi vb içebilirsiniz. Kivi çayını şiddetle tavsiye ediyorum.

IMG_20140605_153237

Kadıköy’e tekrar dönecek olursam, kadıköy’de çok ilginç dükkanlar var. Bir eskici dükkanına girdim. İçeride o kadar çeşitte ve yoğunlukta ürün vardı ki az daha kör olacaktım. :) Atari kasetlerinden çeşitli eski radyolara ve ilginç rozetlere kadar aklınıza gelebilecek eski her türlü eşya vardı. Orada duran adama sadece bir tane hoparlör fiyatı sordum ve çıktım. Neden böyle bir şey yaptım ben de bilmiyorum. :)

20140604_174845

 

Gezi sürecinde kadıköy çeşitli gösterilere ev sahipliği yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Muhalif gruplar kadıköy’ de toplanmaya devam ediyor. Protestoların taksimden sonraki ikinci adresi olan kadıköy’de geçen sene gezi olaylarında öldürülen Mehmet Ayvalıtaş’ın ismi Kadıköy Belediyesi tarafından bir meydana verilmiş. Kadıköy belediyesini tebrik ettim doğrusu. Gezi yaşatılmalı!

20140527_102922

Kadıköyde sokak sanatçıları ekmek yiyor. Ne zaman gitsem elinde gitarı olan birileri tıngırdatıyor bir köşe başında. Adamların istanbulda müzik yapabileceği sayılı yerlerden ne de olsa.

20140604_170707

 

Kadıköy rock müziktir, kültürdür, sanattır. Ben şimdi kaçıyorum, haydi sağlıcakla.

Not: Bu resimler 1 ay önce çekilmiştir.

gezi yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Sosyalist Enternasyonal

sosyalist_enternastonalNato tarafından desteklenen bir oluşum ne kadar sosyalist olabilir ki ? Radikal çizgilere sahip olmadıkları için genelde kendilerine Sosyal demokrat diyen partilerin üye olduğu bir oluşum. Sovyet tarzı komünist sisteme karşı çıkıyorlar, onun yerine demokratik sosyalizmi savunuyorlar.(mış) Benim istediğim de tam olarak bu (tabii ki ideolojik saplantılara girmeden)  İhtiyacımız olan aslında böyle bir şey.

Ama işler öyle değil. Sosyalist Enternasyonal şu anda hiçbir değeri olmayan, Emperyalizmin sosyalist ayağı tarafından kurulmuş göstermelik bir örgütten başka bir şey değil. Emperyalizmin getireceği demokrasinin nasıl bir şey olduğunu amerikanın ırak’a götürdüğü demokrasi gibi düşünürsek bu örgütün nasıl bir şey olduğunu anlarız.  Bu örgütün chp ile de ilişkisi var. CHP gibi bahtsız bir partinin üyeliğini kabul etmeleri onlar açısından kötü olmuş cidden.

siyaset içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Soma maden faciası

Resim

Aslında söylemek istediğim çok şey var ama kelimeler boğazımda düğümleniyor.

Türkiye’de insan hayatı çok ucuz çok. madenden kurtarılan bir abi var görmüşsünüzdür. ambulansa bindiriliyor ve soruyor ;

çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin ? işte bu soru beni kahretti.

Madenciye kendini sedyeden daha değersiz hissettiren ülkeye lanet olsun be kardeşim daha ne diyeyim ?

böyle iğrenç sisteme ve düzene lanet olsun. Bu insanlara insan olduklarını hissettirmeyen yöneticilere de lanet olsun. 

Soma faciası bir ilk değil, maalesef bu kafayla gidersek bir son da olmayacak gibi duruyor.

Soma faciası bizi çok üzdü. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Başta vefat edenlerin yakınları olmak üzere tüm Türkiye’nin başı sağ olsun.

Çok felaket atlattık bunu da atlatacağımıza inanıyorum. Sağlıcakla.

toplum içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İşçi ve Emekçinin bayramı ; 1 Mayıs

fft99_mf3182361

Emek vermenin ne kadar değerli olduğunu ancak emek veren anlayacaktır. Tabii, bu verilen emeğin bir karşılığı da olması gerekir. Karşılıksız emek gönüllülük kapsamına girer. O hayır içindir ve apayrı bir mevzudur. Emeğin karşılığı maddi ve manevi olarak insanların memnuniyet seviyelerini belirler. Kimi emeğinin karşılığından memnun olurken kimisi memnuniyetsizlik yaşar. Ki dünya halkların büyük bir kısmı gelirlerinden memnuniyetsizlik yaşıyor.

1 Mayıs’ın tarihi ; 

İlk kez 1856′da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.

1 Mayıs 1886′da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı[1].

Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.

Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889′da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.

kaynak: vikipedi, internet

Besiktasta-olaylar-cikti

Her sene olduğu gibi bu sene de 1 mayıs İşçi bayramına geldik. Biber gazlarının, polis şiddetinin maksimum seviyede olduğu o bayram. Bu sene de  Türkiye gibi antidemokratik bir 3. dünya ülkesinden beklenen her şey oldu. Yıllardır politik bir simge haline gelmiş taksim meydanı bu yıl da 1 mayıs için gösterilere izin verilmedi. Eee haliyle olaylar çıktı, insanlar yaralandı. Yasaklanmasının mantıklı bir gerekçesi de yok. Neymiş efendim ? taksim merkezi bir nokta olduğu için sosyal hayatı aksatıyormuş. Hadi canım oradan derler adama, 2012 yılında izin verildiğinde hiç de öyle olmamıştı. Taksim esnafı 1 mayıs’ta ayrıca bayram ediyor çünkü  kutlamalardan sonra insanlar yemek, alışveriş için istiklal caddesindeki restoranlara gidiyorlar. Burada bir win-win durumu söz konusu. Hükümet yetkilileri bu durumu bizden iyi biliyorlar. Ama işlerine gelmiyor. Çünkü hazımsızlar. Fikirlere ve o fikirleri yaşatmaya çalışan insanlara karşı besledikleri nefretle ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. Soruyorum buradan sevgi çıkar mı ? barış çıkar mı ? maalesef hiç öyle gözükmüyor. Hükümet, nefret tohumları ekmeye devam ediyor.

010520131558469041477

 

Gezi süreciyle başlayan hızlı bir ayrışmaya girdik. Başbakanın konuşmalarında kullandığı ifadeler daha da körükledi yaşanan bu ayrışmayı. Muhalif insanlardan bahsederken onlar çapulcu, vatan hainleri diye bahseden bu ülkenin resmi başbakanıydı. Sonra Gayet doğal olarak insanlar akp’li ve diğerleri olarak ikiye ayrıldı. 17 aralık operasyonlarıyla bu süreç çok farklı bir boyuta doğru evrilmeye başladı. Farklılıklara tahammülü olmayanlar tarafından yönetilmek böyle bir şey.

Vatandaşların en doğal hakkı olan gösteri yapma hakkını engellemek, tartışmamız gereken mesele bu. Ortada büyük bir kitle tarafından daha aylar önce başlatılan bir talep var. İnsanlar 1 mayısta taksimde gösteri yapmak istiyorlar.Taksim sadece tek bir grubun değil birçok siyasi ve sosyal grubun ortak buluşma noktası. Boşuna taksim komünü demiyorlar. Atatürkçüler, sosyalistler, çeşitli siyasi partiler(akp hariç) LGTB, veganlar, liberaller, marksistler ve diğer çoğu grubun kendine eylem alanı olarak seçtiği bir mekan. Sendikalar(Disk, kesk vb), siyasi partiler, öğrenci kolektifleri, çeşitli sol gruplar ve daha birçok grup bu talebin gerçekleşmesini istiyor. Ve sen bu kadar insanın talebini görmezden geliyor, meydana ulaşmaya çalışan insanlara şiddet uyguluyorsun. Onları öldürüyorsun, kör ediyorsun, gözaltına alıyorsun vs Bir devlet ancak bu kadar vatandaşına düşman olabilirdi. Olaylara katılanlar varsa daha iyi bilirler. Resmen polisi adam öldürmeye programlamışlar. Polis terörü dediğimiz vahşetin bu ülkede yerleşmesinden endişe duyuyorum.

Neyse lafı fazla uzatmak istemiyorum. Tüm işçi ve emekçilerin 1 mayıs işçi bayramını kutluyorum. :)

siyaset içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Çay

521930_614946425185384_963846429_n

Sohbetlerin olmazsa olmazı…

Okumanın, düşünmenin ve hissetmenin gücünü arttıran…

İnsanı insan olduğu için sevdiğimizi anlarız ya bazen,  işte o anlarda masada duran demli bir çay sayesinde bu sevgimizi keşfetmişizdir. Çay, halkın ortak noktalarından birisi olduğu için bizi birbirimize bağlar. Başbakan ayran dedi ama bizim milli içkimiz çay! Türkiye halklarının sudan sonra en fazla tükettiği içecek, belki de sudan daha fazla içiyoruz.

Leyla ile Mecnun dizisinden sonra gençler de artık çay içmeye başladı. Diziyle beraber Facebook’ta yapılan çay edebiyatı giderek arttı.  Dizi çayı özendirdi diyebilirim, Erdal Bakkal sağolsun.

Nargile, tavla ve bilumum güzel aktiviteler çaysız asla olmaz.

Çay üzerine bazı yazarlardan sözler buldum paylaşayım şuracıkta ;

‘ve oturdu mu bir masaya
…hakkını verir çay içmenin..’
-cahit zarifoğlu

‘iki çay söylemiştik orda biri açık
keşke yalnız bunun için sevseydim seni..’
-cemal süreya

‘ama bu kente gelirsen unutma beni ara,
sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım..’
-osman konuk

‘hadi iç de çay koyayım..’
-âh muhsin ünlü

Çay bardağı da benim için önem arz eder. Katran gibi çayı taşıyan vefakar dostlardır onlar. En meşhuru Erzurumludur. Turkcell’in bir reklamından aklımdan kalmış. O reklamdan sonra çay bardaklarının da bir ruhu olduğuna inandım. Aslında bütün eşyaların bir ruhu var be! Yanlış hatırlamıyorsam mesela Fransa’ da eşyalarla evlenebiliyor insanlar. İnsanoğlunun meta’ya olan tutkusu böyle bir şey.

Çay tavsiyesinde bulunacak olursam ;

Kaçak çaydan vazgeçmeyin, liptondan uzak durun. Türk çayı iyidir. Seviyorsanız Çaykura devam edin. Istıkan çayı veya Ahmet tea’ yi çok iyi buluyorum ama sizler için ideal olmayabilir. Aramaya inanın, farklı çaylar deneyin. Mesela Çin çayı güzeldir. Kettle denilen o aletten uzak durmanızı tavsiye ederim. Çay tutkunları güzel bir çaydanlıkta demlenen çayın değerini iyi bilirler. Neyse çok konuştum, afiyetle kalın :)

kişisel yazılar içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Özgürlükler, internet ve değişim

22851975

İnternet ve değişim

Yolsuzlukların olduğu bir Türkiye’de yol yapılır mı ? diye soruyordu başbakan. O zaman ben de ” ileri demokrasi ”  diyenlere soruyorum ;  özgürlüklerin olduğu bir ülkede yasaklamalar olur mu ? Cevabı farklı konular üzerinden rahatlıkla verilebilecek bir soru. Bir kısmımız bazı gerçekleri kabul etmese de doğru cevabı hepimiz biliyoruz aslında. Değişim konusuna gelmek istiyorum. Değişim yaşıyoruz, her an her saniye. Küresel çaptaki değişim dalgasından Türkiye de nasibini alıyor. Mesela Arap baharını gördük, insanlar özgürlükleri uğruna devrim yaptılar ve birçok ülkede rejim değişti. Bu kolay olmadı, binlerce insan bu uğurda yaşamını yitirdi. Arap baharında sosyal medya önemli bir rol oynadı. İnsanların örgütlenmesi Twitter aracılığıyla sağlandı ve devrimlerin fitili ateşlendi. Devrime yasaklamalar engel olamadı. Bir hükümetin sosyal medyayı yasaklamaya çalışması kendi ayağına kurşun sıkmasından başka bir şey değil. Hatırlatmakta fayda görüyorum ;  Kaddafi, Twitter’ı yasakladıktan 1 ay sonra, Mübarek 18 gün sonra devrildi.”

Youtube da gitti! 

Hay bin kunduz! Dün bir facia daha yaşadık. Bu yaşadığımız facia Türk internet dünyasının yaşadığı ilk facia değil tabii ki. Dışişleri bakanı, mit müsteşarı ve bir generalin ortam dinlemesi yapılarak oluşturulan kaydı birileri tarafından internete sızdırıldı. Bu daha da dehşet verici bir şey. Devlet sırrı olan bir görüşmenin birileri tarafından dinlenmesi devletin ne kadar kötü bir hale düştüğünün göstergesi.  Bu ”birileri” dediğim kişileri anlamışsınızdır. Youtube meselesine tekrar gelirsem. Bu kayıtların Youtube’ a yüklenmesinden sonra devlet, mahkeme kararı olmadan siteyi engelledi. İnternetin toptan kapatılacağı günlere az kaldığını düşünüyorum. Kim bilir, belki ilerde elektriğe de yasak gelir. Bekleyip göreceğiz.

Sosyal Medya içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Twitter

BjPe58cIMAEGEiQ

İleri demokrasimizin gereği olarak dün gece Twitter kapatıldı. Millet, Marsta yaşama yollarını araştırıyor. Bizim devletimiz hala Twitter’ ı sansürlemekle uğraşıyor. En alakasız adam bile DNS değiştirmeyi, vpn kullanmayı biliyorsa desenize sansürde çağ atlamışız. Ama yanlışlıkla ortaçağa atladık. :)

Her şeyi geçtim de böyle saçma sapan yasaklarla tüm dünya’ya rezil oluyoruz. Millet bizimle dalga geçiyor bildiğin. Batı dünyasının eğlencelerine meze olduk. Başbakanımız sağolsun. O her şeyin en iyisini, en güzelini bilir. En demokrat, en süper insan o. Geçen seçmene ışıklı top atıyordu, insanların eğlencesini de düşünüyor.

İşin şakası bir yana bu yasaklardan rahatsız oluyorsak (ki oluyoruz) büyük tepkimizi sandıkta vermeliyiz. (Malum partiye oy vermemek mesela) bu saatten sonra sokaklarda verdiğimiz mücadelenin pek etkili olmayacağını düşünüyorum. Özellikle gençlik bu tarz yasaklamalardan oldukça rahatsız. Gençlerin, bu güç imparatorluğunu ve dikta rejimini yıkacağına inanıyorum. Haydi selametle!

Sosyal Medya içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın