Türkiye’de son yıllarda yükselen arabesk rap, basit bir müzik trendi olmanın ötesinde, ülkenin ruh hâlini yansıtan bir duygu iklimi olarak okunmalı. Bu tür, arabeskin kaderci ve yoğun duygusallığını rap’in sokak anlatısıyla birleştirerek hem bireysel hem kolektif bir iç döküşe dönüştü. Arabesk, 1970’lerden itibaren büyük şehirlere göç eden, tutunmaya çalışan ama çoğu zaman dışlanan kesimlerin müziğiydi; rap ise 1990’larda mahallenin öfkesini, sistem eleştirisini ve kimlik arayışını dile getiren bir ifade alanı olarak doğdu. Bu iki damarın kesişmesi aslında şaşırtıcı değil. İkisi de merkezden uzak olanın, kenarda kalanın, kırılgan ama dirençli olanın sesi. Son dönemde bu kesişim dijital çağın hızına ve trap altyapıların sert ritmine yaslanarak yeni bir forma büründü. Bu yeni dalganın yükselişinde dijital platformların etkisi büyük. Streaming servisleri ve kısa video uygulamaları, müzik tüketim alışkanlıklarını kökten değiştirdi. Şarkıların dramatik nakaratları, 15 saniyelik kesitler halinde viral olurken, genç kitleler duygularını bu melodilerin içinden seçip kendilerine ait bir hikâye kuruyor. Arabesk rap’in söz dünyasında sıkça karşımıza çıkan temalar – yoksulluktan çıkış arzusu, kırık aşklar, ihanet, yalnızlık, gece hayatının parıltısı ve içsel boşluk – aslında şehirli gençliğin gündelik gerilimlerini yansıtıyor. Lüks arabalar, pahalı markalar ve hızlı yükseliş anlatıları bir yandan sınıfsal rövanş hissi yaratırken, diğer yandan “bir gün ben de kurtulacağım” umudunu besliyor. Bu anlatıların arkasında ekonomik daralma, işsizlik kaygısı ve gelecek belirsizliği gibi çok daha somut gerçekler var.

Müzikal olarak bakıldığında, trap ritimleri üzerine inşa edilen karanlık ve minimal prodüksiyonlar, arabeskin dramatik melodik yapısıyla birleşiyor. Geleneksel enstrümanlar çoğu zaman doğrudan kullanılmasa da, duygu yoğunluğu ve vokal tavrı arabesk mirası açıkça taşıyor. Bu noktada Ezhel gibi isimlerin ana akımı dönüştüren etkisi, ya da Uzi, Motive ve Lvbel C5 gibi sanatçıların genç dinleyici kitlesi üzerindeki hâkimiyeti, bu kültürel kaymanın görünür yüzünü oluşturuyor. Ancak mesele yalnızca isimlerden ibaret değil; önemli olan, bu müziğin duygusal tonu. Eski arabesk şarkılarda meyhane masasında yaşanan hayal kırıklığı bugün neon ışıklı bir sokakta, telefon ekranının soğuk ışığında yeniden sahneleniyor. Arabesk rap aynı zamanda erkeklik anlatısında da bir dönüşüm barındırıyor. Geleneksel arabesk figürü mağdur ama gururlu bir erkek imgesi çizerken, yeni kuşak rapçiler daha kırılgan, daha açık ve zaman zaman çelişkili bir profil sunuyor. Güçlü görünmeye çalışan ama iç dünyasında kaybolmuş bir erkek karakteri sıkça karşımıza çıkıyor. Bu durum hem eleştiriliyor hem de takdir ediliyor. Kimileri bu anlatıyı yüzeysel ve tekrara düşen bulurken, kimileri ise genç erkeklerin duygusal kırılganlığını görünür kıldığı için önemli görüyor. Gerçek şu ki bu müzik, estetik tercihlerinden söz diline kadar bilinçli bir dramatizasyon içeriyor; fakat dramatik olan her şey yapay değil. Çoğu zaman bu abartı, yaşanan gerçekliğin büyüklüğüne karşı bir savunma biçimi.
Eleştiriler de az değil. Arabesk rap’in şiddeti, madde kullanımını veya toksik ilişki dinamiklerini romantize ettiği söyleniyor. Kadın temsili konusunda ciddi tartışmalar var. Ancak aynı zamanda bu müzik, gençlerin bastırılmış duygularını ifade edebildiği bir alan yaratıyor. Bir şarkının nakaratında dile gelen “bıkkınlık” ya da “boşluk” hissi, dinleyici için yalnız olmadığını hatırlatan bir yankı haline geliyor. Bu yönüyle arabesk rap, modern şehir insanının ağıtı gibi işliyor. Türkiye’nin sosyolojik bağlamı düşünüldüğünde, bu yükseliş şaşırtıcı değil. Büyük şehirlerde artan yalnızlık, dijital kimlik baskısı, ekonomik belirsizlik ve sosyal mobilite umudu, arabesk rap’in hem sözlerinde hem estetiğinde karşılık buluyor. Kliplerdeki karanlık sokaklar, terk edilmiş mekânlar ve kalabalık ama yalnız figürler, kolektif bir ruh hâlini simgeliyor. Bu kültür, bir yandan nihilizme yaklaşan bir karamsarlık taşırken, diğer yandan hırslı bir çıkış arzusunu da barındırıyor. Belki de tam bu ikilik, türün kalıcılığını sağlıyor.
Sonuç olarak arabesk rap, geçici bir moda olmaktan ziyade Türkiye’nin son dönem duygusal haritasının müzikal izdüşümü gibi duruyor. Formu değişebilir, alt türlere ayrılabilir ya da pop ile daha fazla iç içe geçebilir; fakat temelindeki duygu – sıkışmışlık ile umut arasındaki gerilim – kolay kolay ortadan kalkmayacak. Bu müzik, şehrin gecesinde yankılanan bir iç ses gibi; kimi zaman fazla yüksek, kimi zaman fazla karanlık ama her hâlükârda çağının tanığı.
Kategoriler:Müzik

