BİRTAKIM YAZILAR

''Okumadığın gün karanlıktasın.''

Vergi politikası

leave a comment »

Tax

  • İktisadi faaliyetleri engelleyen buhran süreçleri finansal reform talebini arttırmıştır.
  • Emekçiler aleyhine bozulan gelir dağılımının sonuçlarından birisi de tüketimin artmaması oldu. Bu olay tüketimi doğrudan etkilemiştir.
  • Doğrudan vergilerin arttırılması sermayenin başka ülkelere aktarılmasına neden oldu. Son dönemdeki panama belgelerinde bu durumun açık sonuçları görülmektedir. Yatırımcı, vergi cenneti diye tabir edilen ülkelere finansal faaliyetlerini aktarmaktadır.
  • Siyasi iradenin vergi sorunlarına çözüm bulamaması gelir ve servet dağılımının bozulmasına neden olmaktadır.
  • Vergi araçlarının kullanılmasında politik sınırların belirtilmesi şarttır. Politika, İşinin ehli insanların yapacağı rasyonel çalışmalar sonucu belirlenmelidir. Siyasi iradenin çıkarları doğrultusunda yapacakları değişiklikler sorunlara neden olmaktadır. Ülke yararı düşünülmelidir.
İstanbul Üniversitesi iktisat fakültesi mezunlar cemiyetinin düzenlediği ” Krizin bugünü, kapitalizmin ve demokrasinin geleceği” panelinde aldığım bazı notlardır. 

Written by birtakimyazilar

27 Nisan 2016 at 23:06

Bilinçli yaratılan krizler

leave a comment »

20160427_125334

İstanbul Üniversitesi havuzlu bahçe – 27 nisan 2016

Ülkemiz öyle bir hale geldi ki krizlerin olmadığı gün sayısı çok az. Her an yeni bir olay patlak verecek ve toplumsal bir tartışma başlayacak diye bekler olduk. Hepimizin ruh hali değişken, inişli çıkışlı. Dolunay zamanları insanın kan seviyesi yükselir ya işte bizim için dolunaya falan gerek yok. Ufak bir fikri tartışma yeterli.

Şimdi siz değerli okuyucularıma krizlerden bahsetmek istiyorum. Birçok kriz çeşidi var ama yaşadığımız topraklarda bizleri ilgilendiren kriz çeşidi ; Bilinçli yaratılan krizlerdir. Bu kavramı açıklarken belirtmem gerekir ki fanatizm burada esas üzerinde durmamız gereken konu. Fanatizm sadece futbol müsabakalarında taraftarların gösterdiği davranış biçiminden ziyade fanatizmin bir kamu otoritesinde refleks haline gelme olasılığı da vardır. Hani, benim sözüm kimseyi bağlamıyor. Olaylar üzerinden değil, düşünce sistemleri üzerinden değerlendirmeler yapacağım. Çünkü sadece olayları değerlendirmek, o olayı oluşturan güçlerin fikirlerini görmemize engel teşkil edebilir. Bu işlerin özünü kavramak gerekiyor.

Ne diyorduk ? Fanatizm sokaktaki sade vatandaşa mahsus bir şey değildir. Kurumlar ve o kurumları ellerinde tutan otorite figürlerinin bir davranışı haline gelmiş olabilir. Diktatörlük bunun en bariz örneği olmakla birlikte rejime baş kaldıran ve ardı arkası kesilmeyen isyan girişimleri de bunu ispatlar niteliktedir.

Günümüz Ortadoğu toplumlarında vatandaşa, tedbir amaçlı olduğu lanse edilen uygulamaların çoğu aslında idarenin elinde bulundurduğu kamu gücünü orantısız kullanmasından başka bir şey değil. Çünkü burada da fanatizm var. Görüyoruz ki olayları başlatan unsurlardan birisini de yetki sahiplerinin inisiyatifleri oluşturuyor. Hal böyle olunca, keyfilik kaçınılmaz… Burada kaos yaratan halk değil. Bizzat otorite sahipleri fanatizmin pençesindeler. Yarattıkları bilinçli krizlerle korku toplumu oluşturuyor ve bireyleri sindirmeye çalışıyorlar. Oluşturdukları bu kısır döngünün bir gün bıçak gibi kesileceği gerçeğini görmezden geliyorlar.

Uzlaşma kültüründen yoksun, insanların düşüncelerini önemsemeyen her otorite yıkılmaya mahkumdur. Er veya geç yıkılacaktır. Dünya siyaseti incelendiğinde ayakta kalmış diktatörlük göremezsiniz. 10 sene 20 sene hadi bilemediniz 40 sene sürsün, elbet yıkılacaktır. Kural budur.

 

Written by birtakimyazilar

27 Nisan 2016 at 22:22

siyaset, toplum kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , , ,

Zihinsel devrim

leave a comment »

  • İnsan duygusal belleğinde kayda geçmiş “anı”ları tekrar tekrar hatırlayarak acı çeker. Bu yüzden de geçmişte yaşar. Geçmiş ve Gelecekte yaşayan kişi de an’a dikkatini veremez. An’da kendisini, “şimdi ve burada” yaşayamaz. Farkındalık ışığını an’a yöneltemeyen kişi, bir an sonra geçmiş olacak anların karanlığında kalmaya kendisini mahkûm eder. İşte bu karanlık, cehaleti, bencilliği, bağımlılığı doğurur. An’da tüm farkındalığımızla dolu dolu yaşadığımızda hiçbir eksiklik kalmayacağı için bir an sonra “geçmiş” olacak bu an, eksikliği tamamlamak için bizi kendisine geçmişe doğru çekmez. Ve biz, bir An’ı deneyimlemek üzere tümüyle özgür oluruz.
  • İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir.
  • Her şeye başkaldırıyorum. başka insanların kendilerini üzerimde yetke saymalarına, başkaları tarafından eğitilmeye, başkalarının bildiklerini bana kabul ettirmeye çalışmalarına başkaldırıyorum. Kendim bulmadıkça hiçbir şeyi doğru kabul etmiyorum. Başkalarının benden farklı düşünmesine karşı değilim, ama onların bana düşüncelerini, yaşamla ilgili görüşlerini zorla kabul ettirmeye çalışmalarına katlanamıyorum. Daha küçük bir çocukken de baş kaldırıyordum. Dinliyor, izliyor, ama bir yandan da sözlerin yanılsamasının ardındaki hakikati arıyordum.
  • Dünyayı ve dünyadaki şeyleri sevmediğimiz, onlardan yalnızca yararlandığımız için yaşamla bağımızı yitirdik. Şefkat duygumuzu, duyarlılığımızı, güzel şeylere tepkimizi yitirdik; doğru ilişkinin ne olduğunu ancak bu duyarlılığın yeniden kazanılmasıyla anlayabiliriz.
  • İnsanın dramı sanki başka türlüsü de olabilirmiş gibi görünmesine rağmen yaşamın tadına varamaması yaşamın keyfini gereği gibi çıkaramamasıdır. Karmaşık çelişkili düşünceler ve duygular arasında korkular ve kaygılar içinde bocalayan ne istediğini ne istemediği tam olarak bilemeden tatsız bir yaşamı sürükleyip duran insanın bu durumu gerçekten acıklı… ya da şöyle söyleyelim: insan kendi kendinden habersiz koşar adım ölümüne yol alıyor.

 

Jiddu Krishnamurti

Written by birtakimyazilar

07 Nisan 2016 at 04:05

Sanal paranın yükselişi

leave a comment »

Dot-com balonu ve patlaması

Dijital paranın kökleri 1990’lı yılların başındaki dot-com balonu ile alakalı. Bu balon internetteki şirketlerin hisselerinin yerle bir olmasıyla hatırlansa da o yıllarda girişimcilerin dijital olan her şeyi fırsat olarak görmesi yapılan girişim potansiyellerinin sahte bir yükselişine neden oldu ve 10 mart 2000 tarihinde NASDAQ’da görkemli bir çöküş ile dot-com balonu patladı. Küçük şirketlerin neredeyse hepsi yok oldu. Büyük şirketler de bu patlamadan payını fazlasıyla aldı. Örneğin amazon hisseleri 107 dolardan 7 dolara kadar geriledi. Bu patlamanın 2008 krizinin temellerini oluşturduğu söyleniyor. Ardından gelen 11 eylül saldırıları amerikan ekonomisine çok sert bir darbe vurdu.

red-fury-bitcoin-usb-miner

Bitcoin dönemi

Bitcoin, 2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından geliştirilmiş, başka bir yazılım hizmetine gerek kalmadan, eşler arasında para transferini mümkün kılan elektronik para sistemidir. Daha önceki dijital para girişimlerinden farkı Bitcoin’de eşler arası ağ aracılığıyla işlemler onaylanır ve bu sayede tekrarlı harcamaların önüne geçilir.

Bitcoin matematiksel programlar vasıtasıyla özel algoritmalar kullanılarak bilgisayarlarda basılmaktadır ve maksimum 21 milyon bitcoin üretilmektedir. Tabi bunların yanında bitcoinin dolar, euro, sterlin vb para birimleri üzerinden exchange imkanı olması bitcoini cazip kılan etmenlerden biri.

2014 yılının başlarından itibaren yükselişe geçen bitcoin ilerde toplumdaki para harcama kültürünü değiştireceğe benziyor. Alışverişlerin hızı artacak. Tüketim farklı bir boyuta geçecek. Ülkemiz için konuşursam ; Bitcoin’in Türkiye’de yaygınlaşmasına rahat 15-20 sene var, kim bilir internetten alışverişte kredi kartı numarasını vermekten korkan sade vatandaşı bile cezbedebilir.

Kısıtlı üretildiği ve böylece enflasyonu minimize edildiği söylense de maalesef her sistemde olduğu gibi bitcoin sisteminde de enflasyon var. Sistem giderek büyüyor ve bir gün dot-com balonu gibi patlarsa yeni krizlerin oluşmasına neden olabilir.

Written by birtakimyazilar

02 Nisan 2016 at 03:28

Hak etmiyoruz!

with 5 comments

Kabul edelim, hiçbir zaman güllük gülistanlık bir ülke olamadık. Türk milleti her dönem bazı sıkıntılardan geçmiştir.( ve geçiyor da) 80 darbesi öncesi dönemden daha karanlık yıllara geri dönmeyi nasıl başardık hala şaşkınlık içerisindeyim. Bu ülkede, 70’lerde 60’larda hatta yakın tarihimiz 90’larda bile grup çatışmaları vardı. En azından kimin kiminle savaştığı az çok biliniyordu. Şimdi o da yok, belanın nereden geleceği belli değil. Terör örgütleri elini kolunu sallayarak ülkemizde geziyor. Sayıları o kadar çok ki kaç terör örgütü olduğunu sayamıyorum.

Hırsızın birine, ”sen hırsızsın” demekle sorunlar çözülmüyor. Yani 24 saat terörü lanetlemekle canlar geri gelmiyor. Yetkili denilen kişilerin gerekli önlemleri almamasını canımızla ödüyoruz. Yorulduk, geçen hafta Ankara’da çoğunluğunu emekçilerin ve öğrencilerin oluşturduğu grubun eve dönüş saatinde yaşanan alçak saldırıdan sonra birileri utanmadan koltuklarında oturmaya devam ediyorsa sorun kök salmış demektir.

Düşünme yetisi önemli şey. Düşünebilmek ne kadar güzel değil mi ? İnsan olmanın bu temel vasfında sıkıntılar yaşayan buna mukabil kendini toplum içinde hissedemeyen yetkililerin sade vatandaşı anlayabilmesi mümkün değil. Yüzlerce korumayla ve zırhlı araçlarla gezen biz değiliz. Her sabah tıkış tıkış metroya binen ve içtiğimiz suyu bile ucuz olsun diye otomattan almaya çalışan kendi halinde vatandaşlarız.

Bu yaşananları hak etmiyoruz; 

Meclisin, sivil toplum örgütlerinin ve halkın fikri alınmadan tepeden inme yöntemle uygulanmaya çalışılan Suriye politikası bizleri her geçen gün Ortadoğu bataklığının derinliklerine hızla sürüklüyor.

Artık birilerinin aklını başına alması elzem oldu. Toplumda artan kutuplaşmayı da görmezden gelmek facia olur. Bir an önce siyasi aklın devreye girmesi lazım. Geçmiş yaşanan kötü pratiklerden ders çıkarılması şart. Öbür türlü karanlık günlerin sayısı artacak gözüküyor.

Aydınlık günlerin gelmesi dileğiyle…

Written by birtakimyazilar

18 Mart 2016 at 14:53

siyaset, toplum kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

Noktasal

leave a comment »

Hayat hakkında kendi kafamda oluşturduğum teorileri reel hayatla karşılaştırınca ailesi tarafından uzak mahallelerden birindeki cami avlusuna bırakılmış çocuk gibi hissetmem kaçınılmaz oldu. Her şey bir anda öyle hızlı gerçekleşti ki iyiyle kötüyü ayırt etmek siyah beyaz televizyondan renkli televizyona geçmenin bir tür boyut değiştirmiş haline dönüştü. Tabi, işin sonucunu kestiremedik. Bizler, hayatımız iyiye gidiyor zannederken olumsuzluklar birikti. Görülmek istenmeyen gerçeklerle uğraşmaktansa ortada hiçbir sebep yokken sanatsal duyar kasmak daha kolay gözüktü. Giderek sıradanlaştık. Sormamız gereken soru şu ;  peki, bu sıradanlaşma nasıl gerçekleşti ?  Bizleri iyi hissettirdiğini sandığımız ucuzluk ve önemsizliklerin düşünce dünyamıza yaptığı etki bizleri tek tipleştirdi. Semtlerle bağdaşmış kavramlar vardır ya hani Beyoğlu örneğine bakalım, Beyoğlu eğlenceli mekanların başında gelir. Beyoğlu’nun eğlenceli olduğu intibası insanların aklında sıradanlaşmıştır. Bunun türevleri de verilebilir.

Üst satırlarda bahsettiğim uzak mahalle kavramını da biraz açmak isterim. Uzak mahalle aslında tamamen siyasi bir duruşla alakalı. Bu kavramı sadece sol tandanslı veya başka görüş olarak düşünmenizi istemiyorum. Bahsi geçen siyaset sıradanlıktan ufak da olsa uzaklaşabilmiş bireyin hayatının içinde uyguladığı siyaset. Yaşarken uygulanan bir siyaset vardır ya işte o. Zor zamanlarda ince elenip sık dokunan konularla karşılaştığında akıl ve vicdanın ortak kullanım alanında yapılan noktasal atışlar. Eskilerin tabiri feleğin çemberi tabirinin direkt karşılığı. Çemberden geçebilmenin şartı noktasal atışları layıkıyla yapabilmekle alakalı. Bunun için bir tutam şans da gerekiyor. Bu uzun ve zorlu süreçte umarım istedikleriniz gerçekleşir.

40 filminde Ali Atay’ın bir repliğiyle yazımı bitirmek istiyorum ;

”Benim hayatım hep böyle be, hep terse koştum hep terse koştum. Kötü türk filmleri vardır ya o hesap”

dipnot: Yazıyı yarı uykulu yazdım. Yazım hataları için kusura bakmayın. Sağlıcakla.

 

Written by birtakimyazilar

21 Şubat 2016 at 05:30

Sevgileri yarınlara bıraktınız

leave a comment »

Bu ay işlerimden dolayı pek yazı yazamadım. Çok sevdiğim bir Behçet Necatigil şiiriyle kapatmak istiyorum.
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklımıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı;
gecelerde ve yalnız.

vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı.

Behçet Necatigil

Written by birtakimyazilar

30 Ocak 2016 at 22:45

Bir yıl daha bitti playlisti

with 2 comments

Hazır 2016’ya giriyoruz playlist yapayım dedim. İnce eledim sık dokudum, nostaljik parçalardan günümüze kadar her dönemden bir parça eklemeye çalıştım. Ne çok hareketli ne çok durağan. Bence tam kıvamında.  İyi dinlemeler.

Mutlu yıllar!

Written by birtakimyazilar

29 Aralık 2015 at 00:40

Psikolojik Rahatsızlık

with 6 comments

ilginç-psikolojik-hastalıklar

 

İnsanlar psikolojik olarak hastalanmaya her zaman meyillidir. Çünkü çocukken bastırılmış duygular sahibiyiz. Bu genellikle aile üyeleri ve eskiden yaşadığımız kötü olaylar bir nehir gibidir ve akışına bırakırsak şelaleden uçmaya mahkum oluruz..

İnsani içgüdüler sürekli başka insanlar tarafından sınırlandırılır. Hayatımıza çoktan müdahil olunmuştur ve aklımız başımıza geldiğinde artık kimliğimiz dışında yaşamak zorunda kalırız. Bu bağlamda edindiğimiz psikolojik durumlar, düşünceler ve çevre hayatı, olaylar zincirini tetikler. Bu yüzden kimliğiniz dışında bir hayat yaşamış olursunuz. Yaşadığımız olaylar artık bizi rahatsız eder ve çareyi ilaçlar veya kimyasallarda ararız. Bu bir iyileşme yöntemi değildir aslında, sorunun kaynağı aslında başka insanlar tarafından oluşturulmuş kimliğimizdir. Eğer siz bu kimliği değiştirmezseniz olaylar zinciri her zaman devam eder. Yine mutsuzluk denizinde ilerlemeye devam edersiniz. Alınan ilaçlar akılsızdır bu yüzden sizin kimliğinizi ve düşüncelerinizi değiştiremez, sizi teskin edemez.. Ancak verdiği yapay duygularla yeni hayat yolları çizmeye yardım eder.

Gerçek tedavi yöntemi, kendi kimliğinizi bulmanız ve bu yolda ilerlemenizdir. Küçükken bastırılmış duygular ileride içinizde birikir ve bunu eksiklik olarak algılarsınız. Sanki hayatınızda bir şeyler eksikmiş gibi hissedersiniz. Bu bastırılmış duyguları ve isteklerinizi yaptığınızda bir rahatlama hissedilir. Sebebi ise daha önce bunu yapmayı çok istemenizdir. Kendi bastırılmış duygularınızı ve isteklerinizi bulup, dışarı çıkartırsanız ve yaparsanız hızlı bir iyileşme süreci başlayacaktır. Siz siz olun tedavinizi hızlandırmaya bakın. Kimliğinize kavuşmaya bakın. Başka insanların size verdiği kimliği taşımayın. Psikolojik yardım almaya başlamanız, bunun farkına varmanızdır, bir sorun olduğunu kabullenmenizdir ve iyi bir durumdur aslında. Yani merdivenin ilk basamağıdır. Tedavi görmeye başladığınızda kendinizi veya insanları suçlamayın çünkü kurtuluşa giden yolun ilk adımı budur. Kendinizi kabullenin ve kabuk değiştirmeye hazırlıklı olun.

Bütün bunlar kendi yorumum ve tecrübelerimdir, tıbbi olarak değerlendirmeyin lütfen.

Written by Prometheus

15 Aralık 2015 at 18:15

Demlenme zamanı…

leave a comment »

image

Yoğun geçen işlerin ardından Dolmabahçe’de boğaza karşı demli bir çayı hak ettiğimi düşündüm. Şansıma bugün hava çok bulutlu, neyse ki yağmur yok. Kuru soğuğa direniyorum sadece. Herkese hayırlı cumalar.

Written by birtakimyazilar

04 Aralık 2015 at 13:25

kişisel yazılar kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 897 takipçiye katılın