Bosna Savaşı, yalnızca Yugoslavya’nın dağılması sırasında ortaya çıkan bir toprak anlaşmazlığı değildi. Bu savaş; Bosna-Hersek’in bağımsızlık iradesini kırmak, Boşnakları yaşadıkları şehirlerden ve köylerden sürmek, tarihî ve kültürel varlıklarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sistematik bir saldırının hikâyesiydi.
1992 ile 1995 yılları arasında Bosna’nın şehirleri kuşatıldı, köyleri yakıldı, insanları toplama kamplarına kapatıldı. Kadınlar savaş aracı hâline getirilen cinsel şiddete maruz bırakıldı. Çocuklar keskin nişancıların hedefi oldu. Binlerce insan yalnızca Müslüman ve Boşnak olduğu için öldürüldü.
Avrupa’nın ortasında bir halk, dünyanın gözleri önünde yok edilmeye çalışıldı.
Fakat Bosna halkı bütün imkânsızlıklara rağmen teslim olmadı.

Bosna-Hersek’in bağımsızlık mücadelesi
Yugoslavya’nın parçalanmaya başladığı 1990’lı yıllarda Bosna-Hersek, farklı etnik ve dinî toplulukların birlikte yaşadığı bir ülkeydi. Boşnaklar, Sırplar, Hırvatlar ve kendisini Yugoslav olarak tanımlayan insanlar aynı mahalleleri, okulları ve şehirleri paylaşıyordu.
Ancak Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte yükselen Sırp milliyetçiliği, Bosna’daki birlikte yaşama kültürünü hedef aldı.
Bosna-Hersek’te 29 Şubat ve 1 Mart 1992 tarihlerinde bağımsızlık referandumu yapıldı. Halkın büyük çoğunluğu bağımsız bir Bosna-Hersek için oy kullandı.
Bu karar, Bosna halkının kendi geleceğini belirleme iradesiydi.
Fakat Bosnalı Sırp siyasi liderliği referandumu reddetti. Radovan Karadžić liderliğindeki yapı ve Ratko Mladić komutasındaki Bosnalı Sırp ordusu, Bosna topraklarında geniş çaplı askerî saldırılara başladı.
Saldırıların amacı yalnızca askerî üstünlük sağlamak değildi. Bosna’nın belirli bölgelerini Boşnaklardan ve Hırvatlardan temizleyerek etnik açıdan homojen bir yapı kurmak hedefleniyordu.
Bu politika tarihe “etnik temizlik” olarak geçti.
Bir halkın topraklarından silinmesi
Bosnalı Sırp güçleri bir şehri veya köyü ele geçirdiğinde benzer yöntemler uyguluyordu.
Önce belediyeler, polis merkezleri, radyo istasyonları ve iletişim noktaları kontrol altına alınıyordu. Ardından Boşnakların evlerine baskınlar düzenleniyor, insanlar işlerinden çıkarılıyor ve hareket özgürlükleri kısıtlanıyordu.
Toplumun önde gelen isimleri özellikle hedef alınıyordu.
Öğretmenler, doktorlar, din adamları, iş insanları, belediye görevlileri ve aydınlar tutuklanıyor veya öldürülüyordu. Çünkü bir toplumu yok etmenin yollarından biri, o toplumun hafızasını ve önderlerini ortadan kaldırmaktı.
Boşnak aileler evlerinden çıkarılıyor, değerli eşyalarına el konuluyor ve otobüslerle başka bölgelere sürülüyordu. Evler yağmalanıyor, tapular ve kimlik belgeleri imha ediliyordu.
Camiler, mezarlıklar, köprüler ve tarihî eserler de saldırıların hedefiydi.
Amaç yalnızca insanları sürmek değildi. Boşnakların o topraklarda yüzyıllardır yaşadığını gösteren izler de yok edilmek isteniyordu.
Bosna’nın savunmasız bırakılması
Savaş başladığında Bosna-Hersek büyük bir askerî eşitsizlikle karşı karşıyaydı.
Bosnalı Sırp ordusu, eski Yugoslav Halk Ordusundan kalan tanklara, ağır toplara, zırhlı araçlara ve geniş mühimmat imkânlarına sahipti.
Bosna-Hersek hükümeti ise yeni kurulmuş, yeterli silahı ve düzenli ordusu bulunmayan bir devletti.
Üstelik Birleşmiş Milletlerin Yugoslavya’ya uyguladığı silah ambargosu, saldırıya uğrayan Bosna’nın silah satın almasını da engelliyordu.
Kâğıt üzerinde bütün taraflara uygulanan bu ambargo, gerçekte elinde zaten ağır silah bulunan saldırgan güçlerle savunmasız durumdaki Bosna halkını eşit kabul ediyordu.
Bosnalılar kendi şehirlerini, ailelerini ve bağımsızlıklarını çoğu zaman sınırlı silahlarla savunmak zorunda kaldı.
Bu nedenle Bosna direnişi yalnızca askerî bir mücadele değildi. Aynı zamanda var olma mücadelesiydi.
Saraybosna: Ölüm çemberindeki başkent
Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna, yaklaşık dört yıl boyunca Bosnalı Sırp birliklerinin kuşatması altında kaldı.
Şehrin çevresindeki tepeler ağır toplar ve keskin nişancılarla donatılmıştı. Saraybosna’ya giriş ve çıkışlar büyük ölçüde kapatılmıştı.
Elektrik kesiliyor, su hatları vuruluyor ve doğalgaz akışı durduruluyordu. İnsanlar içme suyu bulmak için saatlerce yürümek zorunda kalıyordu.
Kış aylarında evlerini ısıtabilmek için mobilyalarını, kitaplarını ve park ağaçlarını yakıyorlardı.
Fakat Saraybosna kuşatmasının en korkunç yönü, sivillerin günlük hayatının bilinçli olarak hedef alınmasıydı.
Ekmek almak için sıraya giren insanlar bombalanıyordu.
Su doldurmaya çalışan kadınlar vuruluyordu.
Tramvay bekleyen siviller keskin nişancıların hedefi oluyordu.
Çocuklar okula giderken öldürülüyordu.
Şehrin bazı caddelerinde “Pazi, Snajper!” yani “Dikkat, keskin nişancı!” yazıları bulunuyordu.
Bir caddenin karşısına geçmek bile ölümle yaşam arasında yapılan bir tercihe dönüşmüştü.
Buna rağmen Saraybosna teslim olmadı.
İnsanlar bodrumlarda okullar kurdu. Konserler, tiyatro oyunları ve sanat etkinlikleri düzenlendi. Gazeteler basılmaya devam etti.
Bosna halkı, kendisini yok etmek isteyenlere karşı yalnızca silahla değil; kültürle, dayanışmayla ve yaşamaya devam ederek de direndi.
Saraybosna’da insan avı
Saraybosna’da sivillere yönelik keskin nişancı saldırıları, savaşın en karanlık sayfalarından biriydi.
Şehri çevreleyen Bosnalı Sırp mevzilerindeki keskin nişancılar, insanların günlük hareketlerini gözlüyordu. Askerî hedeflerle ilgisi bulunmayan siviller bilinçli olarak vuruluyordu.
Bir anne çocuğuyla birlikte yolun karşısına geçerken hedef alınabiliyordu.
Bir yaşlı ekmek almaya giderken vurulabiliyordu.
Yaralı bir insana yardım etmek için koşan başka bir sivil de keskin nişancının ikinci hedefi olabiliyordu.
Bu saldırılar yalnızca insan öldürmek için yapılmıyordu. Amaç, şehirde yaşayan herkese sürekli olarak ölüm korkusu yaşatmaktı.
Uluslararası mahkemeler, Saraybosna’daki keskin nişancı ve bombardıman saldırılarının sivil halk üzerinde terör oluşturmayı amaçlayan sistematik bir kampanya olduğuna hükmetti.
Ancak insan avı iddiaları bununla da sınırlı değildi.
“Sarajevo Safari” ve para karşılığında insan öldürme iddiaları
Bosna Savaşı’yla ilgili en korkunç iddialardan biri, “Sarajevo Safari” adıyla gündeme gelen keskin nişancı turizmi iddiasıdır.
Tanık anlatımlarına göre bazı zengin yabancılar, Bosnalı Sırp mevzilerine götürülüyor ve para karşılığında Saraybosna’daki sivillere ateş ediyordu.
Bu kişilerin herhangi bir askerî amacı olmadığı, yalnızca insan öldürme heyecanı yaşamak için kuşatma bölgesine geldikleri ileri sürülmektedir.
İddialara göre vurulacak kişinin çocuk, kadın veya yetişkin olmasına göre farklı miktarlarda para ödeniyordu.
Bu anlatımlar, Bosna’da sivillerin ne ölçüde insanlıktan çıkarıldığını gösteren son derece ağır iddialardır.
Sarajevo Safari konusu belgesellere, tanık ifadelerine ve çeşitli savcılık soruşturmalarına konu olmuştur. Ancak yabancıların para ödeyerek sivilleri vurduğu iddiası henüz kesinleşmiş bir uluslararası mahkeme kararıyla bütünüyle kanıtlanmış değildir.
Buna karşılık Saraybosna’daki sivillere yönelik sistematik keskin nişancı terörü, mahkeme kararlarıyla kesin biçimde belgelenmiştir.
Bir şehirde insanların yıllarca keskin nişancıların hedefi olarak yaşamak zorunda bırakılması bile başlı başına bir insan avıydı.
Markale Pazarı: Ekmek ararken gelen ölüm
Saraybosna’daki en kanlı saldırılardan bazıları Markale Pazarı’nda yaşandı.
Kuşatma altındaki şehirde yiyecek bulmak son derece zordu. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için pazara gitmek zorundaydı.
Markale’ye düşen havan mermileri, onlarca sivilin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldu.
Pazarda bulunan insanlar asker değildi.
Onlar yalnızca çocuklarına yiyecek götürmeye, evlerine birkaç parça sebze veya ekmek almaya çalışan sivillerdi.
Markale saldırıları, Saraybosna kuşatmasının gerçek yüzünü dünyaya gösterdi.
Fakat dünya, Bosna halkının yaşadığı felaketi uzun süre izlemekle yetindi.
Prijedor ve toplama kampları
Kuzeybatı Bosna’daki Prijedor bölgesi, etnik temizliğin en ağır merkezlerinden biri oldu.
Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolü ele geçirmesinden sonra binlerce Boşnak ve Hırvat sivil tutuklandı.
İnsanlar Omarska, Keraterm ve Trnopolje gibi kamplara götürüldü.
Bu kamplarda mahkûmlar aç bırakıldı, dövüldü, işkence gördü ve öldürüldü. Bazı tutuklular insanlık dışı koşullarda, son derece kalabalık odalarda tutuldu.
Omarska kampından dünyaya yayılan görüntüler, Avrupa’nın ortasında yeniden toplama kampları kurulduğunu gösteriyordu.
Fakat görüntüler yayımlandığında bile uluslararası toplumun müdahalesi yavaş ve yetersiz kaldı.
Prijedor’daki uygulamaların amacı, bölgedeki Boşnak toplumunu tamamen parçalamaktı.
İnsanlar öldürülüyor, sürülüyor veya kamplara kapatılıyordu. Evleri ve ibadethaneleri yıkılıyordu.
Bir halkın geçmişi, bugünü ve geleceği aynı anda hedef alınıyordu.
Foça’da kadınlara karşı işlenen suçlar
Bosna Savaşı sırasında kadınlara yönelik cinsel şiddet sistematik bir savaş yöntemi olarak kullanıldı.
Doğu Bosna’daki Foça, bu suçların en ağır yaşandığı yerlerden biri oldu.
Boşnak kadınlar ve kız çocukları okullarda, spor salonlarında, evlerde ve gözaltı merkezlerinde tutuldu.
Bazıları defalarca tecavüze uğradı. Bazıları aylarca cinsel köle olarak alıkonuldu. Çok genç kız çocukları bile bu suçlardan korunamadı.
Kadınlara yönelik bu saldırıların amacı yalnızca bireysel zarar vermek değildi.
Boşnak toplumunu aşağılamak, aileleri parçalamak, insanları göçe zorlamak ve kurbanların bir daha yaşadıkları yerlere dönememesini sağlamak hedefleniyordu.
Uluslararası mahkemelerde görülen Foça davaları, tecavüz ve cinsel köleliğin insanlığa karşı suç olarak tanınmasında önemli bir dönüm noktası oldu.
Bosnalı kadınların yaşadığı acı, savaşın sona ermesiyle bitmedi.
Birçok kadın yıllarca sessiz kalmak zorunda kaldı. Bazıları saldırganlarıyla aynı şehirlerde yaşamaya devam etti. Bazıları ise hiçbir zaman adalet göremedi.
Srebrenitsa’ya giden ölüm yolu
Srebrenitsa, Doğu Bosna’daki saldırılardan kaçan on binlerce Boşnağın sığındığı bir bölgeydi.
Birleşmiş Milletler, 1993 yılında Srebrenitsa’yı “güvenli bölge” ilan etti.
Bu ifade, bölgede yaşayan insanlara korunacakları umudunu verdi.
Ancak Temmuz 1995’te Ratko Mladić komutasındaki Bosnalı Sırp ordusu Srebrenitsa’ya saldırdığında bu güvence ortadan kayboldu.
Binlerce insan, Potoçari’deki Hollandalı BM askerlerinin bulunduğu üsse sığındı.
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar otobüslere bindirilerek bölgeden çıkarıldı.
Erkekler ve erkek çocuklar ailelerinden ayrıldı.
Bazı çocuklar yaşları küçük görünmesine rağmen erkeklerin arasına alındı. Kimlikleri kontrol edildi ve annelerinden koparıldı.
Binlerce Boşnak erkek, sözde sorgulanmak üzere depolara, okullara ve hangarlara götürüldü.
Ardından gruplar hâlinde kurşuna dizildiler.
Bazıları öldürülmeden önce elleri bağlandı. Bazıları saatlerce sırasını bekledi. Bazıları arkadaşlarının ve akrabalarının cesetleri üzerine düşerek hayatta kalmaya çalıştı.
Ormanlardan Bosna ordusunun kontrolündeki bölgelere ulaşmaya çalışan insanlar da pusulara ve bombardımana maruz kaldı.
Teslim olmaları için hoparlörlerden çağrılar yapıldı. Teslim olanların büyük bölümü daha sonra öldürüldü.
Birkaç gün içinde 8 binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuk katledildi.
Cesetleri bile saklamak istediler
Srebrenitsa katliamından sonra suçun izlerini gizlemek amacıyla toplu mezarlar açıldı.
Kurbanların cesetleri iş makineleriyle çıkarılarak başka bölgelere taşındı ve ikincil toplu mezarlara gömüldü.
Bu nedenle aynı kişiye ait kemikler farklı mezarlarda bulunabildi.
Yıllar sonra DNA incelemeleriyle kimlikleri belirlenen bazı kurbanlar, bedenlerinin yalnızca birkaç parçasıyla defnedildi.
Her yıl 11 Temmuz’da Potoçari’de yeni kimliği belirlenen kurbanlar toprağa verilmektedir.
Srebrenitsa’daki beyaz mezar taşları, yalnızca ölen insanları değil, dünyanın Bosna karşısındaki başarısızlığını da temsil etmektedir.
Srebrenitsa neden soykırımdır?
Srebrenitsa’da yaşananlar yalnızca büyük bir katliam değildir.
Uluslararası mahkemeler, Bosnalı Sırp güçlerinin Srebrenitsa’daki Boşnak toplumunu ortadan kaldırma niyetiyle hareket ettiğine hükmetmiştir.
Erkeklerin ve erkek çocukların sistematik şekilde öldürülmesi, kadınların ve çocukların bölgeden zorla çıkarılması, Doğu Bosna’daki Boşnak varlığını sürdürülemez hâle getirmeyi amaçlıyordu.
Bu nedenle Srebrenitsa’da yaşananlar uluslararası hukukta soykırım olarak tanındı.
Ratko Mladić ve Radovan Karadžić, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Fakat verilen cezalar, katledilen insanları geri getirmedi.
Bir annenin bütün oğullarını kaybetmesinin karşılığı hiçbir mahkeme kararıyla ödenemezdi.
Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa’nın sessizliği
Bosna’da yaşananlar gizli değildi.
Gazeteciler toplama kamplarını görüntülüyor, Saraybosna’dan her gün ölüm haberleri geliyor ve mülteciler yaşadıkları zulmü anlatıyordu.
Birleşmiş Milletler bölgede bulunuyordu.
Avrupa devletleri Bosna’daki gelişmeleri biliyordu.
Ancak uzun süre etkili bir müdahale yapılmadı.
Srebrenitsa “güvenli bölge” ilan edilmişti fakat onu savunacak yeterli askerî güç yoktu.
Bosnalı siviller silahsızlandırılmış, buna karşılık onları kuşatan Bosnalı Sırp ordusunun ağır silahlarına karşı ciddi bir önlem alınmamıştı.
Hollandalı BM askerleri, binlerce insanın Bosnalı Sırp güçlerinin eline geçirilmesini engelleyemedi.
Srebrenitsa, yalnızca saldırganların işlediği bir suç değil, uluslararası sistemin koruma sözü verdiği insanları terk etmesinin de sembolü oldu.
Dünya müdahale ettiğinde binlerce insan çoktan ölmüştü.
Bosna ordusunun direnişi
Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu, savaşın başında son derece sınırlı imkânlara sahipti.
Ağır silahları azdı. Mühimmat sıkıntısı yaşanıyordu. Ülkenin birçok bölgesi kuşatma altındaydı.
Buna rağmen Bosna ordusu, yalnızca bir yönetimi değil, çok kültürlü ve bağımsız bir Bosna-Hersek düşüncesini savundu.
Boşnakların yanı sıra, Bosna’nın bütünlüğünü savunan Sırplar, Hırvatlar ve diğer topluluklardan insanlar da Bosna ordusunda yer aldı.
Bu yönüyle Bosna’nın mücadelesi yalnızca etnik bir savaş değildi.
Birlikte yaşama iradesinin, etnik bölünmeye dayalı projelere karşı direnişiydi.
Saraybosna’nın düşmemesi, Bihaç’ın direnmesi ve ülkenin birçok bölgesinde savunmanın devam etmesi, Bosna halkının teslim olmayı reddetmesi sayesinde mümkün oldu.
Mostar ve yıkılmak istenen ortak hafıza
Bosna Savaşı sırasında yalnızca Bosnalı Sırp güçleriyle değil, bir dönem Bosnalı Hırvat güçleriyle de çatışmalar yaşandı.
Mostar Köprüsü’nün yıkılması, Bosna’nın ortak kültürel mirasına vurulan en sembolik darbelerden biri oldu.
Yüzyıllardır Neretva Nehri’nin iki yakasını birleştiren köprü, aslında Bosna’nın çok kültürlü yapısını temsil ediyordu.
Köprü yıkıldığında yalnızca taşlar nehre düşmedi.
Birlikte yaşama fikri de hedef alındı.
Fakat savaşın ardından Mostar Köprüsü yeniden inşa edildi.
Bu yeniden inşa, Bosna halkının hafızasını ve kimliğini yok etme girişimlerine karşı verilen bir cevap niteliğindeydi.
Dayton: Savaşı bitiren fakat sorunları donduran barış
1995 yılının sonlarında imzalanan Dayton Barış Anlaşması, Bosna Savaşı’nı sona erdirdi.
Silahlar sustu, ancak savaşın oluşturduğu etnik bölünmeler ülkenin siyasi sistemine yerleştirildi.
Bosna-Hersek, Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adlı iki ana yapıdan oluşan karmaşık bir sisteme dönüştü.
Dayton Anlaşması insanların ölmesini durdurdu ancak adalet ve toplumsal iyileşme sağlayamadı.
Savaş suçlularının bir kısmı yıllarca saklandı. Bazıları toplumlarında kahraman olarak gösterildi.
Soykırım ve savaş suçları zaman zaman inkâr edildi.
Kurbanların aileleri ise yakınlarının kemiklerini aramaya devam etti.
Bosna’nın yaraları hâlâ açık
Bosna’da bugün savaş bitmiş görünse de geçmişin izleri her yerde hissedilmektedir.
Saraybosna’daki bazı binalarda hâlâ mermi izleri bulunmaktadır.
Srebrenitsa’da her yıl yeni mezarlar açılmaktadır.
Prijedor’da kayıp insanların kimlikleri belirlenmeye devam etmektedir.
Cinsel şiddet mağdurları adalet ve toplumsal kabul mücadelesi vermektedir.
Savaş sırasında çocuk olan bir kuşak, bugün yetişkin olarak taşıdığı travmalarla yaşamaktadır.
Bosna halkı yalnızca ölülerini değil, savaş öncesindeki hayatını da kaybetti.
Komşuluklar dağıldı.
Aileler farklı ülkelere savruldu.
Şehirlerin demografik yapısı zorla değiştirildi.
Yüz binlerce Bosnalı, doğduğu topraklardan uzakta yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı.
Bosna’yı hatırlamak neden önemlidir?
Bosna Savaşı, nefretin bir anda ortaya çıkmadığını gösterir.
Önce propaganda başlar.
İnsanlar kimliklerine göre ayrılır.
Komşular birbirlerinden şüphe etmeye başlar.
Bir topluluk sürekli olarak tehdit, hain veya düşman şeklinde gösterilir.
Sonra ayrımcılık normalleşir.
Ardından sürgünler, kamplar ve katliamlar gelir.
Bosna’da yaşananların unutulmaması, yalnızca Boşnakların görevi değildir.
Bu, bütün insanlığın sorumluluğudur.
Çünkü Bosna’da yaşananlar geçmişte kalmış uzak bir trajedi değildir.
Aşırı milliyetçiliğin, etnik nefretin, cezasızlığın ve uluslararası sessizliğin nelere yol açabileceğini gösteren bir uyarıdır.
Sonuç: Bosna teslim olmadı
Bosna halkı kuşatıldı.
Aç bırakıldı.
Evlerinden sürüldü.
Kamplara kapatıldı.
Kadınları ve çocukları hedef alındı.
Şehirleri bombalandı.
Tarihî eserleri yıkıldı.
Binlerce insan toplu mezarlara gömüldü.
Fakat Bosna teslim olmadı.
Saraybosna düştü sanılırken şehir yaşamaya devam etti.
Bosna ordusu imkânsızlıklar içinde ülkesini savundu.
Kadınlar yaşadıkları suçları dünyaya anlattı.
Anneler çocuklarının kemiklerini bulmak için yıllarca mücadele etti.
Hayatta kalanlar adalet arayışından vazgeçmedi.
Bugün Bosna-Hersek’in varlığını sürdürmesi, yok edilmek istenen bir halkın direnişinin sonucudur.
Bosna’yı anlatmak, yalnızca geçmişte yaşanan acıları hatırlamak değildir.
Kurbanların sesini duyurmak, inkâra karşı gerçeği savunmak ve bir daha hiçbir halkın yalnız bırakılmaması gerektiğini söylemektir.
Srebrenitsa’nın beyaz mezar taşları sessiz görünür.
Fakat her biri dünyaya aynı şeyi söyler:
Unutursanız, tekrar yaşanabilir.















