ekonomi

Kemerde delik çok, nasıl sıkalım?

Türkiye’nin son iki çeyrekte büyüme rakamları 1.çeyrekte 5,0; 2.çeyrekte ise 5,1. Hiç de fena değil aslında. Ancak bu görüntüye ve cebimize ne kadar yansıdı orası tartışmalı. Cebimizdeki para büyüyecek sanırken bilakis borçlar büyüdü. Zamlar kapıda şimdi. Zaten çoğumuz ay sonunu zor getiriyoruz, şimdi ay ortasını getirebilirsek iyidir. Geçen hafta dersimizde hocam şunu demişti: “Birkaç yıl evvel iş icabı İsviçre’ye gittik bir grup hocayla. Kazara o günlerde bir referandum yapılacağını öğrendik. Hayırdır neyi oyluyorsunuz diye sorduğumda, genel olarak vergi oranları düşsün mü düşmesin mi onu oyluyoruz dediler. Daha sonrasında sonuç düşmesin yönünde çıkmış. Neden diye sorduğumda ‘vergi oranları düşerse devletin gelirleri azalır, dolayısıyla da gelecek nesiller için yeterli yatırımlar yapılamaz, zaten biz kendimizi rahatlıkla geçindiriyoruz.’ dediler.”

Bunu Türkiye ile İsviçre ekonomilerini kıyaslamak maksadıyla söylemedim. Başka bir konuya değineceğim. Tasarruf nedir? En temelde, gelirin harcanmayan yani muhafaza edilen kısmı. Peki bugün Türkiye’de ne kadar kişi ciddi bir miktarda birikim yapabiliyor, yani tasarruf edebiliyor? Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca yapılan “Tüketici İsrafın Boyutlarının İncelenmesi” araştırmasında Türk halkının tasarruf yapma oranı %14. Yani her 100 kişiden sadece 14’ü tasarruf edebiliyor. O tasarrufların da ne miktarlarda olduğunu Allah bilir. Bugün etrafınıza baktığınızda alınan evler, arabalar şu veya bu harcamaların finansmanı ne? Ekseriyetle muhtelif şekillerde borçlanma. İnsanlar niçin borçlanır peki? İhtiyaçlarını karşılamak üzere alacaklarını kendi tasarruflarıyla satın alamamasından. Hadi rakamlar yalan söylüyor, ben çok kötü bir senaryo çizdim ve tasarruf oranımız %25(bazı kaynaklar 25 diyor). Bu yine her 4 kişiden ancak 1’i tasarruf edebiliyor demektir, bu da en az diğeri kadar kötü bir senaryodur. Bilhassa İstanbul gibi hemen her sektörde bir balonun olduğu şehirde yaşayıp da kıyıya köşeye 3-5 kuruş koyarsanız ne âlâ. Günde neredeyse 10-12 saat(hatta üstü) çalışan milyonlarca insan var ve aldıkları maaşlar 1500-2000TL bandında çoğunlukla. Asgari ücret 1404 TL. Anlık dolar kurunu 3,63 olarak alıyorum ve sonuç 382,77$. Dolara vurunca 383 dolar bile etmiyor 1 ay emek verip kazandığımız para. Hal böyle olunca ay sonunda faturaları eksiksiz ödersek mutlu olmak gayet doğal. Aşağıdaki tablo ülkelerin hanehalkı, özel ve kamu sektörü toplam tasarruf oranlarının gösterildiği Gross Domestic Savings verileridir. 2011-2016 arasındaki periyodu ele aldığım bu verileri Dünya Bankası‘ndan edindim.

gross domestic savings.jpg

Türkiye’nin oranı 25,7 ve 38. sırada. Peki ne yapmak lazım?

Herkesin bildiği gibi bir ülkede tüketim olmazsa üretim, tasaruf olmazsa yatırım olmaz. Yatırım olmayınca üretim artmaz, üretim artmayınca ekonomik büyüme olmaz, ekonomik büyüme olmayınca toplumun refah düzeyi yükselmez. Bu durumda tüketimi mi teşvik etmeli, tasarrufu mu? Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Yanıt ekonominin durumuna bağlıdır. Eğer ekonomide enflasyonist bir gidiş varsa tasarrufları, deflasyonist bir gidiş varsa tüketimi teşvik etmek lazım. Şayet tüketimi artırmaya karar verilmişse vergileri düşürmek gerekir. Fakat vergiler düşürülürse de bütçede ortaya çıkması muhtemel cari açığın karşılanması sorunu doğar. Ekonomide amaçlar birbirleriyle çelişir.

Kıssadan hisseye ulaşmak icap ederse çok net söyleyeyim: Bir ülkede milli geliri yükseltmenin en kestirme yolu bana göre katma değeri yüksek teknolojik ürünler üretmek ve ihraç etmektir. Milli gelir çarkı domates, biber, patlıcan ihraç etmekle dönmez dönse de kimseye bi hayrı olmaz. Bizim ivedilikle bu konu üzerine çalışmamız gerekiyor. Tasarrufu artırmanın bir yolu gelirin artmasıysa diğer yolu da harcamaları kısmaktır. Türkiye enerjide bilhassa doğalgazda büyük bir oranda dışa bağımlı bir ülke:

enerji.jpg

Görmüş olduğunuz gibi elde ettiğimiz elektriğin çok küçük bir kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanıyor. Bu inanılmaz bir israf. Yavaş yavaş rüzgar ve güneş enerjisine yönelim başladı kabul ama halen çok yetersiz ve gerideyiz. İthal ettiğimiz doğalgazı hem elektrik üretiminde hem de ısınmada kullanıyoruz, çifte zarar. Velhasıl bizim harcamalarımıza da dikkat etmemiz gerekiyor.

Son tahlilde, 2017’nin ilk iki çeyreğinde elde edilen 5 üzerinde büyüme oranları kimseyi kandırmasın. Sıcak para giriş çıkışıyla sağlanan büyüme sürdürülebilir değildir. Kaliteli, kalıcı ve yüksek büyümenin olmazsa olmazları; istihdam yaratan, işssizliğe derman olan yatırımlar; katma değeri yüksek, coğrafi işaretli tarımsal ürün üretimi ve ihracıdır. Çiftçilerin belini büken, insanları göçe mecbur eden, popülist, seçim odaklı ve mantığa mugayyir politikalar değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s